Showing posts with label Amerika`dan Kareler. Show all posts
Showing posts with label Amerika`dan Kareler. Show all posts

Saturday, May 9, 2009

Indianapolice Gezisi 2 - Hayvanat Bahcesi


Hayvanat Bahcesi, Indianapolice Gezi`mizin ikinci ayagiydi. Yukaridaki foto da en sevdigim foto. O kadar guzel yuzuyor ki kutup ayisi anlatamam, tipki Coca Cola reklamindaki gibi. Kimbilir kac ton agirligindaki bu koskoca hayvandan bu kadar estetik hareketler beklemezdim acikcasi.


Vedat Alp de Serhat da camekanlarin ardinda dokunamadiklari hayvanlarin bedeline bahcedeki minyatur heykel hallerine dokundular bol bol.


Baliklar cok heyecanlandirdi bizimkileri. Aslinda cok daha guzel baliklar ve hatta yunuslarin show`u da vardi. Ancak esim onlarin videolarini cekmis genelde. Denizatlari, denizanalari bir harika ama dedigim gibi hem de uzun uzun video almis esim. Buraya koymak zorlayacak sanirim.


Papagan kardes de cok sirindi, Cincinnati`deki hayvanat bahcesinde elimden yem de yedirmistim bu guzel kuslara.


Hayvanlarin haricinde hayvanat bahcesi de harika dizayn edilmisti ciceklerle, minik sus havuzlariyla, maket hayvanlar ve agaclarla...


Ogullarim uzun sure bu ordeklerin taklidini yaparak oynadilar. Kendileri suya dusecek haberleri yok ama...


O kadar da tenbihledim "yeme tavsanin havucunu" diye. Ama beni dinleyen kim. Bildigini okudu yine Serhat Bey... :)


Bu da hayvanat bahcesinin icindeki "Kelebek Bahcesi" nden bir goruntu. Ziyaretcileri kelebek bahcesine 3`er 5`er guruplar halinde aliyorlar kelebekler disari kacmasin diye. Ard arda iki kapi var surekli kapali tutulan. Once birinci kapidan hizlica giriyorsunuz, gorevliler aninda kapatiyor kapilari. Ikinci kapidan girerken daha da hizli olmaniz gerekiyor kelebekler kacmasin diye. Kacmaya yeltenen kelebekleri gorevliler filelerle veya iki avuclarinin arasindaki boslukla yakalamaya calisiyorlar. Bu arada yukaridaki fotoda oldugu gibi istenmeyen kazalar olabiliyor ve malesef kelebekler yaralanabiliyor. Yaralanan kelebegi gorevliler hemen alip goturuyor, ama kurtarabiliyorlar mi bilmiyorum artik... :(


Bir gun pastalarimda da kelebek bahcesindeki bu harika cicek gibi modeller yapmayi hayal ediyorum. Dilerim birgun gerceklesir bu hayalim.


Su guzellige, su nakislara bakar misiniz? Hayvanlar alemine ne zaman dalsam hep ayni seyi dusunuyorum. Modacilar hic zorlanmiyorlardir motif, nakis belirlemekte, hayvanlar alemi daha dogrusu doga fazlasiyla ornekle dolu cunku.


Kelebekleri fotolamanin cok zor oldugunu soylemeliyim ama. Boyle bir botanik parka gidecek olursaniz size tavsiyem cicekli ve oldukca renkli, civil civil bir kiyafet giymeniz. Soyledigim tarzda giyinmis bir kiz cocugunun ustune istemedigi kadar cok kelebek konuyordu cunku. :)

Sevgiyle...

Friday, May 8, 2009

Indianapolice Gezisi 1 - Dinosaurland Museum


Indianapolice gezimiz 3 yil onceydi. O gun hem Dinazorlar Ulkesi Muzesi`ni gezmistik, hem de hayvanat bahcesini. Bugun sadece muze kismindan bahsedecegim.


Cocuklari hem eglendirmek, hem de arastirmaya yonlendirmek uzere kurulmus bir cocuk muzesi burasi. Cocuklarin her biri kucuk profesor kesiliyor muzeyi gezerken. Ellerinde buyutecler, cetveller, gozlerinde kalin arkeolog gozlukleriyle bir elde firca, bir elde kaziyici ile kazi yapmalar... ve daha neler neler...

Gercek dinazor kemiklerine de dokundular, maket dinazorlarla da oynadilar, dinazorlarla ilgili slaytlar da seyrettiler. Ben fazlaca ayakta kaldigim icin bitap dustum ama Onlar`in mutluluguna degdi.

Dinazor kostumleri de cok yakisti cocuklara. Kostumu giyince baya bi dinazor havalarina girip dinazor yumurtalarinin ustune kuluckaya bile oturdular. :)


Fotograflari secerken feci sekilde zorlandim. Daha o kadar guzel fotograflar var ki arsivde ama malesef hangi birini koyayim.


Bir ara bulduklari yuksekce bir platformdan hoplayip ziplamaya da basladilar afacanlar. Nereden geliyor bu enerji, bir anlayabilsem...


Asagidaki fotoda dinazorun kirilan bacak kemigini anlatmislar cocukca bir uslupla. Nasil hoslarina gitti anlatamam. Onlar`a buyuk muamelesi yapilmasi acayip hoslarina gidiyor. Dusunsenize sirf cocuklar icin bir muze kurulmus...

Bu bolumde de kazi yaptilar. Kazin bakalim afacanlar, ne bulacaksiniz merak ediyorum ben de...

Fosiller de ilgilerini cekti gercekten. Keyifli bir gun gecirdi afacanlar. Daha muzeden ayrilmadan tekrarini sormaya basladilar?


Baska hayvanlarla ilgili muzeler olup olmadigini, bitkileri, dinazorlarin neler yedigini, neden nesillerinin yok oldugunu ve daha neler neler... Cevap verebilene askolsun...

Sunday, May 3, 2009

Smoky Mountains (Dumanli Daglar)


Gecen sene Haziran`da bir devremulk kiralamistik Tenessee eyaletinin daglarinda. O kadar huzur verici bir ortamdi ki 5 gun kalmis ama doyamamistik. Evde her turlu esya vardi, mutfak esyalari da dahil. Zaten evden cok doga etkilemisti bizi.


Balta girmemis orman dedikleri bu oluyor demek ki dedim kendi kendime. Bizim Bursa`ya yesil derler, inanin Bursa cirilciplak kaliyor bu yesilligin yaninda. Muthis bir doga bilinci gelistirmisler insanlarinda. Yollar sadece bir arabanin gecebilecegi genislikte. Isteseler bir dizi daha agac kesip yolu genisletebilirler ama dokunmamislar kimbilir kac asirlik olan agaclarina.


Smoky Mountains siyah ayilariyla meshur turistik bir yer. Piknik yaparken her an ayilarla karsilasabilirsiniz yani. Hatta piknik masalarinin uzerine, agaclara veya cesitli buyuklukteki taslara tabelalar monte etmisler "Ayilarla Karsilasirsaniz Yapmaniz Gerekenler" diye. Ormanda yiyecek birsey birakmak kesinlikle yasak. Cunku ayilar yiyip zarar gorebiliyorlarmis.


Ormanda ayi gorurseniz tencere, tava vb. seyleri birbirine vurup gurultu cikarmaniz gerekiyormus, korkup kacsinlar diye. Zaten ormana piknige geldigi icin insanlar yanlarinda illa ki kap kacak olur diye dusunduler heralde bu tabelalari asarken. Ya da onlara zarar vermeyecek buyuklukte tas atmaliymisiz. Ama dedigim gibi yapilacak en buyuk hata arkanizi donup kacmaniz.



Bu nehirde esim ve cocuklar yuzduler. Su o kadar serindi ki hayret ettim nasil dayandiklarina. Ben sadece ayaklarimi sokmakla yetindim. Doganin guzelligi alabildigine buyuledi beni. Ilk geldigimizde "hani neresi dumanli bu daglarin?" dedim durdum surekli. Ancak yagmurun baslamasiyla daglarin basi gercekten dumanlandi. Manzara nefisti ve hemen demli cayimla kostum balkondaki sallanan sandalyeye.


Seyrettim huzunlendim, huzunlendim seyrettim. Neden biz bu kadar bilincli bir toplum degiliz diye. Neden orman birakmadik daglarimizda diye. Neden biz orman hayvanlarini sadece kitaplardan taniyoruz diye. Ve sorularim devam etti, gitti... Karar verdim, egitirsek cocuklarimizi kurtarabiliriz geriye kalan daglarimizi, ormanlarimizi, hayvanlarimizi. Is bana dusuyordu en cok, benim gibi ogretmenlere. Biz daha suurlu calisirsak neden olmasindi? Olurdu, azimli, bilincli anne, baba ve ogretmenler lazimdi. Ve ben de onlardan biri olabilirdim kotulere inat.

Sevgiyle ve huzunle...

Tuesday, April 28, 2009

Cafe Amity


Siteye birseyler eklemeye hic bu kadar ara vermemistim. Ara verdim, cunku Turkiye`den cok sevdigim arkadasim Mehtap bizleri ziyarete geldi. Haliyle biz de Washington D.C. nin, alisveris merkezlerinin, marketlerin, parklarin altini ustune getirdik. Pestilimiz cikana kadar gezdik desem yalan soylemis olmam.


Tabi ki bu kadar gezmeye evde yemek pisirip yemege hal kalir mi insanda? Ozellikle civari gezdirdigimiz konuklarimizla guvenle karnimizi doyurabilecegimiz bir mekan Amity Cafe. Herseyin basi guven. Gercekten evimizde gibi hissediyoruz kendimizi orada.


Cafe`nin sahibi Turgay Bey ve calisanlari nezih bir ortamin yani sira guler yuzlerini de esirgemiyorlar musterilerinden. Aslinda silip supurdugumuz Iskender Kebabi tabaklarimizin fotografini cekmek vardi ama ne yazik ki tabaklari yalayip yuttuktan sonra aklima geliyor hep fotograf cekmek. Artik baska bahara...


Her ne kadar vitrinlerde simitler, borekler, pogacalar, baklava ve kadayiflar az kalmis olsa da yine de cekmek istedim fotograflarini. Turgay Bey`de izin verdi sagolsun. Bir de camekan parlamasa daha guzel olacakti ama o kadar kusur kadi kizinda bile olur.


Her gelisimde farkli bir seyin tadina bakiyorum ve inanin hepsi birbirinden lezzetli. Hele baklava, kadayif ve bilimum serbetli tatli cesitleri... Serbetli tatlilarla arasi pek olmayan biri olarak, ben bayila bayila yiyorsam, tahmin edin artik siz o lezzeti...


Gordugunuz gibi satislar gayet iyi ki tepsiler bosalmis. Yolunuz bu taraflara duserse karninizi mutlaka burada doyurun, uzerine Turk Usulu ince belli bardakla Turk cayinizi icmeyi ve hele ki baklavanizi yemeyi asla unutmayin derim ben.


Cekik gozlu ya da cikolata renkli yabanci garsonlarin evlerimizdeki gibi tepsiyle cay sunuslarina eminim siz de bayilacaksiniz benim gibi. Tesekkurler Amity Cafe. Iyi ki varsiniz. Gurbette sila hissi yasattiginiz icin cok tesekkurler...

Tuesday, April 21, 2009

Serhat ve Vedat Alp`in Okuldaki Dogum Gunu Partileri


Merhabalar... Dun bahsetmistim kendi aramizdaki kucuk kutlamadan haric, bugun okulda asil partinin olacagindan. Evet, bu partiye gidecek pasta icin uykusuz bir gece gecirdim. Neredeyse gun agaracakti pastayi bitirdigimde.


Efkan Serhat da Vedat Alp de pastanin pandispanyasini cilekli karisimdan istiyorlardi. "Duncan Hines" markanin cilekli karisimindan iki paket kullandim ve uzerindeki tarifin aynisini uyguladim.


Kekleri iki boy kelepceli kalipta pisirdim. Fazla kabaran kismi trasladiktan sonra her iki keki de katlandirarak yine hazir cilekli dolgu krema ile dolgulandirdim. Kremanin uzerine bol bol kokulu cilekler dosedim. Katlari kapadiktan sonra her iki keki de ayri ayri Wilton`un hazir icing`i yani kremasi ile kapladim.


Pastalari biraktim biraz dinlenmeye. Basladim sinirlardaki deniz kabugu seklini verecegim mavi kremayi renklendirmeye. 16 numarali ucla sinirlara deniz kabuklarini yaptim.


Sonra basladim daha onceden kalan turuncu seker hamurumla Serhat ve Vedat Alp`i figurize etmeye. Serhat`in uzerine pasta kalemiyle dugme, cep falan cizdim ama pek begenmeyince Vedat Alp`e cizmedim.


Yuzlerini ve ellerini de pembe seker hamuruyla calistim. Burunlarini oturtmak nasil zorladi anlatamam. Saclarini yine pasta kalemi ile yaptim. Ayakkabilari siyah seker hamurundan. Parmaklarini ise yuvarladigim minik pembe seker hamurunu yassilastirdiktan sonra kurdanla calistim.


Pembe seker hamuru ile her iki figurun altina isimlerini ve doldurduklari yaslarini yazdiktan sonra, kalan hamurla minik cicekleri kestim uc yardimiyla. Onlari da yerlestirdikten sonra yesil seker hamuruyla yapraklari calistim. Geriye sadece pastalari ust uste yerlestirmek ve 1 numarali ucla minik mavi noktalari koymak kalmisti. Bunu da tamamlar tamamlamaz dogruca yataga gittim, sisen bacaklarimi ve uykusuz gozlerimi dinlendirmeliydim.


Ve saat tam 14:45 de okuldaydik pastamizla. Yukaridaki bey buyuk oglum Serhat`in ogretmeni Mr. Fannon, bu sirin cikolata renkli melez bayan da Vedat Alp`in ogretmeni Miss. Misty. Sagolsun Miss. Misty cok alakadar bir ogretmen. Gorevlendirdigi birkac cocuga masalari sildirdi, birkacina tabaklari, meyve sularini yerlestirmelerini rica etti. Ogrencilerine pecete katlama bile ogretmis. Kucucuk birinci sinif cocuklari peceteleri katlayip (benim daha once sitede verdigimin bir benzeri) catali icine estetik bir sekilde yerlestiriyorlardi. Cocuklarin tabaklarinin yanina evde hazirladigimiz ici cikolata, seker, kalem, cerez dolu minik hediye posetlerini de yerlestirdikten sonra, sira cocuklarin kafeteryaya gelmelerindeydi.


Serhat ve Vedat Alp pastalarini onceden gormemislerdi. Diger cocuklar gibi benimkiler icinde surprizdi bu dekorasyon. Ve mumlari, maytaplari yakip da mutfaktan getirdigimde pastayi, tam da bekledigim tepkilerdi duyduklarim. Bana gore bircok kusuru olan bir pasta olsa da cocuklar cok begendiler, bazilari kendi dogum gunlerine siparis vermeye bile calisti.

Her ne hikmetse defalarca uflemelerine ragmen sonmek bilmedi mumlar. Hepsi sonmus gorunuyor, sonra tekrar parliyordu ciliz alevler. Bu da cocuklar icin ayri bir eglence kaynagi oldu. Vedat Alp`in ogretmeni dilimledi pastayi, okulun sekreteri ve ben de servis yaptik. Gorunen o ki herkes begendi pastayi, cunku eve pasta tablami bos olarak getirdik. Sira geldi pastalarini yiyen ve hediyelerini alan cocuklarin cosmasina. Ogretmenleri tum cocuklari sinifa alarak smartboard`dan muzik acti ve delirmiscesine ziplayip dans etmeye basladi hepsi birden. Ogullarim icin cok ozel ve mutlu iki gundu yasadiklari gercekten. Onlari boylesine mutlu gormek bizi ziyadesiyle mutlu ediyor zaten tahmin edersiniz. Iki tane de video ekleyecegim en kisa zamanda insallah. Ne kadar ugrastiysam da sayfada istedigim yere yapistiramadim bugun.

Bu platformdan her iki ogretmenimize de tesekkur etmek isterim.

Dear Miss Misty and Mr. Fannon,

Thank you so much for your help at Vedat Alp`s and Serhat`s birthday party. I wish you a wonderful life and happy birthdays as long as you live, too.

Best Wishes...

Sevgiyle...

Saturday, April 18, 2009

Occoquan Park Gezisi


2 hafta kadar once havanin guzelligini firsat bilerek arkadas gurubumuzla piknige gittik Occoquan Parka. Insana ne kadar da iyi geliyor hayatin gunluk telasi icinde kisa bir mola vermek hem ruhumuz hem de bedenimiz icin.

Ne kadar baksam da doyamiyorum bu guzelliklere inanin. Universite yillarinda evimizin yakinindaki bir parka minik bir cam fidesi dikmislerdi. Okula gidip gelirken dikkatle takip ediyordum fidenin tutup tutmayacagini. Umutluydum, havalar guzeldi ve gerekli bakimi yapiyordu gorevliler. Ve birgun okul donusu kucuk cam fidesinin kurudugunu gordum. Hic abartmiyorum ama inanin burnumun diregi sizladi ve agladim kuruyan cam agaci icin. Kuruyan umudumdu cunku ayni zamanda. Zaman zaman yasiyorum boyle duygu birikimleri nedense. Saniyorum bu, sadece benim icin boyle degildir. Cogumuzun oluyordur boyle zamanlari. Ozellikle de mevsim donumlerinde oluyor sanirim. Yeni heyecanlar yasadigimizdan olsa gerek bu zaman dilimlerinde...


Ruhumuz nedense hep su kenarlarina, agac altlarina cekiyor bizi mola vermek istedigimiz zamanlarda. Sanki farkli bir haz var su siriltisinda, kuslarin civiltisinda. Ya da sabahlari erkenden cekirgelerin sesi ne kadar da hos gelir kulagimiza.


Ve tamda bu zamanlarda bir de cekisme vardir iki mevsim arasinda. Kis butun hircinligiyla gitmeyecegim diye ugrasir "Mart kapidan baktirir, kazma kurek yaktirir" hesabi, baharsa olanca sabriyla er veya gec gideceksin, ve ben bildigimi okuyacagim dercesine isitir icimizi ara sira. Bu yuzden "aldatici havalar" der buyuklerimiz bugunlere... Aslolan iki mevsim arasindaki kavgadir da bilmezler...


Ve mucadeleyi bahar kazanir. Cunku mevsim onun mevsimidir. Cemreler dusmustur bir bir. Isi kalmamistir kisinda yarimkuremizde.

Yesil basli govel ordeklerin mevsimidir mevsim. Yeni yavrular dogmalidir artik. Tabiat beyaz kefenini siyirip canlanmalidir, yeniden hayat bulmalidir.

Dedim ya; ben bahari cok seviyorum, hem de coook...