Tuesday, May 19, 2009

Seker Hamuru Kursunun Ilk Pastasi "Gullu Pasta"


Dun aksamki kursta yaptim bu pastayi. Pandispanyasi yine Red Velvet`liydi. Yeni tanistik bu kek karisimiyla. Kipkirmizi pisiyor keki, biz cok sevdik, sanirim cilekli ve limonlu karisimdan sonra bu da en cok kullanacagimiz karisimlarin arasina girecek bundan sonra.


Misafire cikacak bir pasta olmayacagindan keki katlandirmadim bu sefer. Sadece ince bir tabaka icing ile kapladim.


Beyaz seker hamurunu actim sonra, bir guzel de kapladim. Birinci ve ikinci kurslar sebebiyle uzun suredir icing ile calisiyordum. Ne zamandir seker hamuru degmemisti elime. Yine de onceden epey calistigim icin zorlanmadim. Acmayi ve kaplamayi en once bitirdigim gibi diger kursiyerlere de yardim ettim. Kendime de bir aferin dedim hani... :)


Daha sonra pembe ve yesil seker hamurlarini renklendirdim. Pembe hamurdan oncelikle kucuk cicekleri calisarak alt sinirlari olusturdum. Sonra da gulleri calismaya basladim. Suphesiz onceden de gul yapiyordum kendi capimda. Ama bu sefer isin ilmine gore calismak cok hosuma gitti. Kursa katildigim icin bir kere daha tebrik ettim kendimi. Yaptiginiz ise ne kadar ilginiz ve yeteneginiz olsa da okullu olmak baska birsey, bunu bir kere daha anladim.


Son olarak da yapraklari calistim. Belki ufak tefek bir iki sey daha yapilabilirdi ama bu sefer sade bir pasta olsun istedim. Mutluyum, okullu olduktan sonraki seker hamurlu ilk pastam...

Sevgiyle...

Monday, May 18, 2009

Cicek Sepeti Pastasi


Amcamin vefatindan sonra hic elimi suresim gelmedi bloga. Ama hayat bu, herseye biraktiginiz yerden devam etmek zorunda kaliyorsunuz. Gecen Cuma gunu okul cikisi Efkan Serhat`in sinif arkadasi Davut bize geldi pijama partisine. Bir onceki Cuma`da Serhat onlarda kalmisti. Hic modumda degildim ama cocuklara pasta yapmam gerekiyordu. Gerci iyi de oldu, acildim, kafam dagildi, biraz kendime geldim. Gerci amcam topragin altindayken iyi olmayi da kendime yakistiramiyorum ama, kalbimi titreten ezgiler dinlemek, canimi yakmak, acimi taze tutmak istiyorum sanki, bilmiyorum daha ne kadar surer bu duygu. Insanoglunun nankorlugu aciga cikmasin istiyorum sanki, normal yasantimiza donebilmemiz garibime gidiyor. 2 amcam ve 2 dayim yok artik bu dunyaya. Ve biz yine de yiyoruz, iciyoruz, onlar topragin altindayken. Anlayamiyorum, bazan kendimi bile anlayamiyorum...


Acimiz olsa da cocuklarimizin arkadaslariyla olmalarina ve olayi hissetmemelerine calistik. Henuz kavrayamiyorlar cunku olumu. Bu pasta da onun icindi isin asli, ogrenmesinler ve ardi arkasi gelmeyen sorular sorup ben cevaplayamadikca uzgun yatmasinlardi uykuya.

Sizleri de fazlasiyla bunalttim, farkindayim, ama elimden baska birsey gelmedi. Ister istemez duygularim dokuluverdi kalemimden yine...


Bu "Red Velvet" keki ince bir icing tabakasiyla kapladim. Kenarlarina yesil icing ile sepet orgusu calistim. Uzerine de gecen hafta kursta calistigimiz menekse, elma cicegi, gonca gul, yaprak ve kelebekleri yerlestirdim. Ha... unutmadan... bu cicekler royal icing ile hazirlaniyor ve pastaya yerlestirebilmek icin kurumasini beklememiz gerekiyor. Yerken pastanizin ustunde kitir kitir sekerden cicekleriniz oluyor yani...

Hepinize kucak dolusu sevgiler...

Thursday, May 14, 2009

AMCACIGIMIN HELVASI

Basliktan da anlasildigi uzere malesef amcami kaybettim. 5 Mayis`tan beri benden saklanan bu haberi 2 gun once bir tesaduf sonucu ogrendim. Ve yasimi da yalniz basima tutmak zorunda kaldim. Arada okyanuslar oldugu icin telefonda bassagligi dilemek zorunda kaldim ki; bu cok zor bir durum. Sagolsun arkadaslarim yalniz birakmadilar ve bugun onlarin da varligi ve dualariyla helvasini kavurduk.Bir bir aklima geliyor simdi canim amcamin halleri. Uzun havalari dinlemeyi severdi. "Ne anliyorsun amca uzun hava dinlemekten" deyince her zamanki gibi gulumseyip basini sallayarak dinlemeye devam ederdi. Cocukken bayramlarda harcligimizi hic ihmal etmezdi. Torunlarina hic kiyamaz, kucaginda hoplatir dururdu onlari. Benim ogullarimi da kendi torunu gibi severdi. Ziyaretlerine gittigimizde hic usenmez kendi elleriyle mangal yapardi bize yengemle beraber. Babama gore ise hayatindan hic sikayet etmeyen biriydi. "Basim agriyor" dedigini bile duymadim" diyor babam. Bir bebek masumiyeti icinde sehadetle canini teslim ettigini soyledi Yasemin ablam da. Ablamsa yuzundeki cizgilerin bile kaybolup pasparlak, aydinlik bir hal aldigini soyledi.
Bense burada kendi canimi yakip durdum iki gundur. Birseye gulumseyecek olsam kendimi ayipladim, kizdim kendime. Sonucta hepimizin gidecegi yer orasi ve onemli olan hayirla yadedilerek olmek. Arkada bir hos sada birakmak. Amcam simdilerde hayirla yadediliyor. Tum akrabalarimizin evinde anilari, iyilikleri anlatiliyor. Allah rahmet eylesin sana canim amcacigim, Rabbim mekanini cennet etsin, bizi de orada kavustursun. Allah sizlere de guzel bir sabir versin yengecim, Yasemin ablacigim, sevgili Murat ve Dilek kardeslerim.
Allah tum olulerimizin ruhlarini sad etsin. Tum okuyuculardan bir Fatiha rica ediyorum, esirgemeyin lutfen...
Sevgiyle ve huzunle...

Sunday, May 10, 2009

Annecigime Pasta


Canim annem, 6 senedir "anneler gunu" nde ayriyiz. Nasil ozledim seni bir bilsen. Hep derdin "anne olunca anlarsiniz beni" diye. Daha anne oldugum ilk gece ameliyathaneden cikarken anladim seni. Cocugumun yuzunu bile gormeden henuz, ne zor meslekmis annelik, bildim. Daha yavrumun gaz sancilariyla yuzlesmemistim, yemek yememesiyle, soz dinlememesiyle, tuvalet aliskanligi edindirmenin zorluklariyla tanismamistim. Ama anladim, cok zor bir yolculuga ciktigimi. Dayanilmaz acilarla uyandigimda narkozdan, ilk sozum sen olmustun, inan bana. Doktorlara ilk senin nerede oldugunu sormustum.


Meger ne buyuk bir gorevmis senin ki. Cennet neden annelerin ayaklari altinda, anladim anne olunca. Seni uzdugum gunlere bin pisman oldum "beni hic uzmediniz" dedikce sen. Sen nasil bir varliksin anne? Almadan veren, yemeden yediren derler ya... Seni en iyi tanimlayan sozlerdir heralde. Canim annem, bak ben de anne oldum. Hissedebiliyorum artik senin hissettiklerini. O yuzden seni uzdugum her an icin ayri ayri affet beni ne olur. Seni gururlandirdigim gunler oldu ise, bil ki o da senin guzel emeklerindendir annecim, gurur senindir yani. Annem oldugun icin ne kadar sukretsem azdir Rabbime. Tesekkur ederim annecim emeklerine, iyi ki varsin ve iyi ki benim annemsin.

Saturday, May 9, 2009

Indianapolice Gezisi 2 - Hayvanat Bahcesi


Hayvanat Bahcesi, Indianapolice Gezi`mizin ikinci ayagiydi. Yukaridaki foto da en sevdigim foto. O kadar guzel yuzuyor ki kutup ayisi anlatamam, tipki Coca Cola reklamindaki gibi. Kimbilir kac ton agirligindaki bu koskoca hayvandan bu kadar estetik hareketler beklemezdim acikcasi.


Vedat Alp de Serhat da camekanlarin ardinda dokunamadiklari hayvanlarin bedeline bahcedeki minyatur heykel hallerine dokundular bol bol.


Baliklar cok heyecanlandirdi bizimkileri. Aslinda cok daha guzel baliklar ve hatta yunuslarin show`u da vardi. Ancak esim onlarin videolarini cekmis genelde. Denizatlari, denizanalari bir harika ama dedigim gibi hem de uzun uzun video almis esim. Buraya koymak zorlayacak sanirim.


Papagan kardes de cok sirindi, Cincinnati`deki hayvanat bahcesinde elimden yem de yedirmistim bu guzel kuslara.


Hayvanlarin haricinde hayvanat bahcesi de harika dizayn edilmisti ciceklerle, minik sus havuzlariyla, maket hayvanlar ve agaclarla...


Ogullarim uzun sure bu ordeklerin taklidini yaparak oynadilar. Kendileri suya dusecek haberleri yok ama...


O kadar da tenbihledim "yeme tavsanin havucunu" diye. Ama beni dinleyen kim. Bildigini okudu yine Serhat Bey... :)


Bu da hayvanat bahcesinin icindeki "Kelebek Bahcesi" nden bir goruntu. Ziyaretcileri kelebek bahcesine 3`er 5`er guruplar halinde aliyorlar kelebekler disari kacmasin diye. Ard arda iki kapi var surekli kapali tutulan. Once birinci kapidan hizlica giriyorsunuz, gorevliler aninda kapatiyor kapilari. Ikinci kapidan girerken daha da hizli olmaniz gerekiyor kelebekler kacmasin diye. Kacmaya yeltenen kelebekleri gorevliler filelerle veya iki avuclarinin arasindaki boslukla yakalamaya calisiyorlar. Bu arada yukaridaki fotoda oldugu gibi istenmeyen kazalar olabiliyor ve malesef kelebekler yaralanabiliyor. Yaralanan kelebegi gorevliler hemen alip goturuyor, ama kurtarabiliyorlar mi bilmiyorum artik... :(


Bir gun pastalarimda da kelebek bahcesindeki bu harika cicek gibi modeller yapmayi hayal ediyorum. Dilerim birgun gerceklesir bu hayalim.


Su guzellige, su nakislara bakar misiniz? Hayvanlar alemine ne zaman dalsam hep ayni seyi dusunuyorum. Modacilar hic zorlanmiyorlardir motif, nakis belirlemekte, hayvanlar alemi daha dogrusu doga fazlasiyla ornekle dolu cunku.


Kelebekleri fotolamanin cok zor oldugunu soylemeliyim ama. Boyle bir botanik parka gidecek olursaniz size tavsiyem cicekli ve oldukca renkli, civil civil bir kiyafet giymeniz. Soyledigim tarzda giyinmis bir kiz cocugunun ustune istemedigi kadar cok kelebek konuyordu cunku. :)

Sevgiyle...

Friday, May 8, 2009

Indianapolice Gezisi 1 - Dinosaurland Museum


Indianapolice gezimiz 3 yil onceydi. O gun hem Dinazorlar Ulkesi Muzesi`ni gezmistik, hem de hayvanat bahcesini. Bugun sadece muze kismindan bahsedecegim.


Cocuklari hem eglendirmek, hem de arastirmaya yonlendirmek uzere kurulmus bir cocuk muzesi burasi. Cocuklarin her biri kucuk profesor kesiliyor muzeyi gezerken. Ellerinde buyutecler, cetveller, gozlerinde kalin arkeolog gozlukleriyle bir elde firca, bir elde kaziyici ile kazi yapmalar... ve daha neler neler...

Gercek dinazor kemiklerine de dokundular, maket dinazorlarla da oynadilar, dinazorlarla ilgili slaytlar da seyrettiler. Ben fazlaca ayakta kaldigim icin bitap dustum ama Onlar`in mutluluguna degdi.

Dinazor kostumleri de cok yakisti cocuklara. Kostumu giyince baya bi dinazor havalarina girip dinazor yumurtalarinin ustune kuluckaya bile oturdular. :)


Fotograflari secerken feci sekilde zorlandim. Daha o kadar guzel fotograflar var ki arsivde ama malesef hangi birini koyayim.


Bir ara bulduklari yuksekce bir platformdan hoplayip ziplamaya da basladilar afacanlar. Nereden geliyor bu enerji, bir anlayabilsem...


Asagidaki fotoda dinazorun kirilan bacak kemigini anlatmislar cocukca bir uslupla. Nasil hoslarina gitti anlatamam. Onlar`a buyuk muamelesi yapilmasi acayip hoslarina gidiyor. Dusunsenize sirf cocuklar icin bir muze kurulmus...

Bu bolumde de kazi yaptilar. Kazin bakalim afacanlar, ne bulacaksiniz merak ediyorum ben de...

Fosiller de ilgilerini cekti gercekten. Keyifli bir gun gecirdi afacanlar. Daha muzeden ayrilmadan tekrarini sormaya basladilar?


Baska hayvanlarla ilgili muzeler olup olmadigini, bitkileri, dinazorlarin neler yedigini, neden nesillerinin yok oldugunu ve daha neler neler... Cevap verebilene askolsun...

Thursday, May 7, 2009

Ikizlere Pasta


Daha onceki post`lardan birinde bahsettigim Nurdan Abla`nin pastalarindan biri bu. Ikizleri olan bir arkadasi icin yapmis bu pastayi. Ustelik bu arkadasin zaten bir cift daha ikizleri varmis evde. Yani 2 dogumla 4 erkek cocuk annesi olmus masallah. Hayalini kurdugum birseydi aslina bakarsaniz. Mutlaka buyutmesi zordur ama dusunsenize 2 kez dogum yapiyorsunuz ama 4 cocugunuz oluyor. Bu harika bisey.
Bebekleri o kadar guzel calismis ki Nurdan Abla, bayildim ben. Seker hamurunun farkli kivamlariyla yeni kaplama yontemleri kesfettiginden de bahsetti. En kisa zamanda kendisini Maryland`de ziyaret edip ogrenmek istiyorum bu yontemi. Ayrica nefis ekmekler yapar Nurdan Abla, bir aksam yemistim ve cok begenmistim. Gitmisken o muhtesem ekmeklerini de ogrenmek ve buradan paylasmak istiyorum.
Sevgiyle ve umitle... :)

Monday, May 4, 2009

Luxembourg Gezisi


Yil 2004, aylardan Subat... O zamanlar Kosova`dayiz. Firsati degerlendirmek, hem Almanya`da yasayan kardesim Ebru`yu, hem Luxembourg`daki arkadaslarimiz Mesude-Huseyin Cigdem ailesini, hem de Avrupa`yi ziyaret etmek istedik. Bu koprunun sag tarafi Almanya, sol tarafi ise Fransa, bizim bulundugumuz kiyi ise Luxembourg.


Louxembourg milli hasilasi en yuksek ulke imis dunyada. Minicik bir ulke, o kadar ki ulkenin tamamini bir gunde gezip bitirebiliyorsunuz. Gayet modern, gelismis bir ulke olmasina ragmen hastalandiysaniz yandiniz. Cunku bizim ulkemizin tersine bu ulkede tedavi var ama teshis yok. Hani biz de teshisi cok rahat koyarlar da doktorlarimiz, tedavi icin imkanlar sinirlidir, bazan Avrupa`ya, Amerika`ya gitmeniz bile gerekebilir. Burada da teshis koyabilseler cok rahat tedavi edecekler de, teshis koyamiyorlarmis adamlar. Hatta Mesude Hanim kizi hastalanip doktora goturdugunde, doktor teshis koyamayinca bir hemsire olarak bazan kendisinin "Acaba su hastalik olabilir mi doktor bey?" diyerek teshisi tahmin ettigini, doktorunda kendisini onayladigini anlatmisti.


Eh...firsatlari degerlendirmek lazim diyerekten Fransa`dan da girdik iceri. Gordugunuz gibi sinir kapisi olmayinca bizim ulkemizdeki ilce tabelalarindan bile kucuk Fransa yazan tabela.


Fransa`dan Almanya`ya gectiginizi ise asfaltin renginden anliyorsunuz, bir de bu kucuk "Deutschland" yazisindan.

Iste Avrupa`yi gezebilmeniz icin ihtiyaciniz olan meshur Schengen vizasinin ismini aldigi yer de burasi. Gercekten Avrupa`yi gordugumde yesilligine hayran kalmistim. Ama Amerika`nin yaninda Avrupa`da ciplak geliyor simdilerde bana...


Oglusum da 3,5 yasindaydi o zaman. Arkadasi Esra`da 4,5 ya da 5 yaslarindaydi yanilmiyorsam.


Vedat Alp ise gordugunuz gibi 1,5 yasinda alti bezlenen bir bebekti. Bakiyorum da ne kadar masumlarmis...


Abla-kardes sarilip oturmuslar Esra Hanim`la Serhat Pasa. Hatirliyorum da Esra`nin odasindan neredeyse hic cikmamisti Serhat degisik oyuncaklari gorunce.

Yillar oldu Cigdem ailesini gormeyeli. Onlari ziyaret ettigimiz senenin yazina doneceklerdi Turkiye`ye. Genc kiz olmustur Esracik simdi. Dilerim yine gorusebiliriz biz Turkiye`ye donunce. Almanya ziyaretimizden ise bilahare baska bir gun bahsedecegim kismetse.

Sevgiyle ve ozlemle...

Sunday, May 3, 2009

Ayse Hoca`ya Veda Pastasi


Bir arkadasimiz daha Turkiye`ye donuyor cok yakinda. O`na Veda Yemegi duzenledik bu gece. Pasta herzamanki gibi benim elimden cikti. Cocuklar beni gorur gormez "Pasta yaptin mi Nafiye Teyze?" diye sorar oldular artik. :)


Huzunluyum, ne yazacagimi bilemiyorum gercekten. Insan gurbette dayanisma icinde oldugu arkadaslariyla kardes gibi oluyor. Dolayisiyla ayrilmak da zor geliyor. Ayse Hoca`da bu kardeslerimizden biri. O`nu hep guler yuzuyle, esprileriyle hatirlayacagim. Salih`e yemek yedirmeye calismasiyla... Fotograflara poz vermekten kacisiyla... Lahana sarmalariyla... Koca kaseler dolusu yaptigi patates salatasiyla... Dilerim Turkiye`de hayat bizi yine karsilastirir biryerlerde. Ve biz yine kardes gibi arkadaslar oluruz....

Sevgiyle ve yine huzunle...

Saturday, May 2, 2009

Smoky Mountains (Dumanli Daglar)


Gecen sene Haziran`da bir devremulk kiralamistik Tenessee eyaletinin daglarinda. O kadar huzur verici bir ortamdi ki 5 gun kalmis ama doyamamistik. Evde her turlu esya vardi, mutfak esyalari da dahil. Zaten evden cok doga etkilemisti bizi.


Balta girmemis orman dedikleri bu oluyor demek ki dedim kendi kendime. Bizim Bursa`ya yesil derler, inanin Bursa cirilciplak kaliyor bu yesilligin yaninda. Muthis bir doga bilinci gelistirmisler insanlarinda. Yollar sadece bir arabanin gecebilecegi genislikte. Isteseler bir dizi daha agac kesip yolu genisletebilirler ama dokunmamislar kimbilir kac asirlik olan agaclarina.


Smoky Mountains siyah ayilariyla meshur turistik bir yer. Piknik yaparken her an ayilarla karsilasabilirsiniz yani. Hatta piknik masalarinin uzerine, agaclara veya cesitli buyuklukteki taslara tabelalar monte etmisler "Ayilarla Karsilasirsaniz Yapmaniz Gerekenler" diye. Ormanda yiyecek birsey birakmak kesinlikle yasak. Cunku ayilar yiyip zarar gorebiliyorlarmis.


Ormanda ayi gorurseniz tencere, tava vb. seyleri birbirine vurup gurultu cikarmaniz gerekiyormus, korkup kacsinlar diye. Zaten ormana piknige geldigi icin insanlar yanlarinda illa ki kap kacak olur diye dusunduler heralde bu tabelalari asarken. Ya da onlara zarar vermeyecek buyuklukte tas atmaliymisiz. Ama dedigim gibi yapilacak en buyuk hata arkanizi donup kacmaniz.



Bu nehirde esim ve cocuklar yuzduler. Su o kadar serindi ki hayret ettim nasil dayandiklarina. Ben sadece ayaklarimi sokmakla yetindim. Doganin guzelligi alabildigine buyuledi beni. Ilk geldigimizde "hani neresi dumanli bu daglarin?" dedim durdum surekli. Ancak yagmurun baslamasiyla daglarin basi gercekten dumanlandi. Manzara nefisti ve hemen demli cayimla kostum balkondaki sallanan sandalyeye.


Seyrettim huzunlendim, huzunlendim seyrettim. Neden biz bu kadar bilincli bir toplum degiliz diye. Neden orman birakmadik daglarimizda diye. Neden biz orman hayvanlarini sadece kitaplardan taniyoruz diye. Ve sorularim devam etti, gitti... Karar verdim, egitirsek cocuklarimizi kurtarabiliriz geriye kalan daglarimizi, ormanlarimizi, hayvanlarimizi. Is bana dusuyordu en cok, benim gibi ogretmenlere. Biz daha suurlu calisirsak neden olmasindi? Olurdu, azimli, bilincli anne, baba ve ogretmenler lazimdi. Ve ben de onlardan biri olabilirdim kotulere inat.

Sevgiyle ve huzunle...